Bir sevginin yaşanmasıyla ona bir hayat ayrılması arasında mesafe olabilir. Kapalı bir odada kurulan yakınlık, kapının dışında adı anılmayan bir ilişkiye dönüşebilir. Görüşmek için zaman bulunur; birlikte bir hayatın sorumluluğunu almak sürekli ertelenir. Böyle bir bağda insan, sevildiğini hissettiği yere ait olup olmadığını sormaya başlar.
Venüs Akrep temasını açan sorulardan biri budur: Bir sevginin varlığını kabul ederken, o sevginin hangi koşullarda yaşatıldığını ne kadar görebiliyoruz?
Neo Klasik astrolojide Venüs, Akrep’te sürgündedir. Kendi evlerinden Boğa’nın karşısında, Mars’ın yönettiği burçta bulunur. Sürgün, gezegenin kendi yönetim alanından uzaklığını anlatan teknik bir konumdur. Başkasının ülkesinde, o ülkenin koşullarına bağlı olmak; sürgün çiçek imgesi bu uzaklıktan doğar.
Sürgün çiçek.
Birinin hayatında var olduğu hâlde kök salacağı yer sürekli ertelenen sevgi. Birliktelik buluşmaların arasına sığdırılır; bekleyişe ise bir son tarih verilmez.
Endemik çiçeğin bir coğrafyası vardır. Yersiz yurtsuz bırakılmış sevgide ise o coğrafyanın sınırları belirsizdir. İki insanın bildiği bir anı, bir bakışın neden uzadığını açıklayabilir. Dışarıdan anlaşılmayan yakınlığın kendine ait bir geçmişi vardır. O yakınlığın korunabileceği koşullar ayrıca gerekir. Bir çiçeği sevmekle onun yaşayacağı yeri gözetmek arasındaki mesafe burada görünür olur.
Mahremiyet, iki kişinin birlikte koruduğu bir alan olabilir. Gizliliğin koşullarını tek kişi belirlediğinde ise kimin görünür olacağına, kimin bekleyeceğine de o kişi karar verir. Sessiz sevginin inceliğiyle susmaya zorlanan insanın yükü, aynı kapalı kapının ardında bulunabilir.
Bir süre sonra parçalar birikmeye başlar. Daha önce verilmiş bir sözle bugünkü davranış arasındaki açıklık büyür. Aynı olay başka zaman başka türlü anlatılır. İnsan, birbirinden ayrı tuttuğu ayrıntıları yan yana koyduğunda ilişkinin bütünü hakkında yeni bir soruyla karşılaşır.
Parçaları birleştirmek dikkat ister. Kuşku, tek başına kanıt oluşturmaz; bilinmeyen bir ayrıntıyı en ağır ihtimalle tamamlamak da gerçeğe ulaşmayı güçleştirir. Fakat açıkça yaşanmış bir olayı, ilişkinin sürmesi uğruna sürekli açıklamaya çalışmak başka bir yük yaratır. Bir noktada insan, karşısındakinin davranışını anlamak için harcadığı emeğin kendi gördüklerini geçersiz saymaya yöneldiğini fark edebilir.
Acı gerçek, bir beklentinin karşılıksız kaldığını gösterebilir. Karartılmış gerçekte ise bilginin bir bölümü bilerek görüş alanının dışında tutulmuştur. Ortaya çıktığında geçmişteki kararlar da yeniden okunur: İnsan, bilmediği bir şey yüzünden neyi kabul ettiğini, hangi bekleyişe razı olduğunu düşünür.
Gerçeği görmekle onu dile getirmek arasında da mesafe vardır. Maddi bağımlılık ya da konuşmanın doğuracağı tehlike, sessizliği bir korunma yoluna çevirebilir. Susmanın anlamını değerlendirirken elindeki seçeneklere bakmak gerekir. Gerçeği söyleyebilenle söylemenin bedelini tek başına taşıyacak olan, aynı yerde değildir.
İnanna’nın yeraltına inişi, bu suskunluğa sert bir kapı açar.
Mezopotamya geleneğinde İnanna’nın göksel kimliği Venüs gezegeniyle ilişkilidir. İnanna’nın inişi ile Venüs’ün astrolojik sürgünü, bu yazıda sevginin koşullarını düşünmek üzere tablet edebiyatı arasında bir benzetmeyle buluşuyor.
Sümer anlatısında İnanna, ablası Ereşkigal’in ülkesine iner. Kapıcı Neti’ye, Ereşkigal’in ölen eşinin cenaze töreni için geldiğini söyler. Ereşkigal’in emriyle yedi kapıdan geçirilir; her eşikte üzerindekilerden bir parça alınır.
Sırasıyla İnanna’nın bıraktıkları:
1. İlk kapıda başındaki başlık.
2. İkinci kapıda boynundaki küçük lapis lazuli boncukları.
3. Üçüncü kapıda göğsündeki yumurta biçimli iki boncuk.
4. Dördüncü kapıda göğüslüğü.
5. Beşinci kapıda elindeki altın yüzük.
6. Altıncı kapıda lapis lazuli ölçü çubuğu ve ölçü ipi.
7. Yedinci kapıda hanımlık giysisi olan pala.
İnanna her alınan eşyanın ardından bunun nedenini sorar. Kendisine yeraltının kurallarına itiraz etmemesi söylenir. Kapılardaki teslimiyet zorunludur; soruları, uğradığı kaybı sessizce benimsemediğini gösterir.
Bu eşyaları bir ilişkinin diliyle düşündüğümüzde, başlık insanın kendisini hangi adla tanıttığını hatırlatır. Bir bağın içinde sevgili olarak yaşayıp dışarıda sürekli başka bir sıfatla anılmak, o adın korunup korunmadığını düşündürür. Boyundan ve göğüsten alınanlar, insanın kendisini nasıl sunduğunu; yüzük ise verdiği sözlere yüklediği anlamı çağrıştırabilir.
Ölçü çubuğu ile ipin alınışı burada ayrıca incelenmeyi hak eder. Bir ilişkide insan kendi ölçüsünü hangi anda elinden bırakır? Daha önce kabul etmeyeceği bir davranışı, karşısındaki kişiyi kaybetmemek için olağan saymaya başladığında mı? Sorusuna cevap alamadığı halde soruyu sormaktan utandığında mı?
Son giysinin alınışı, bir yere kabul edilmek için kendisinden sürekli eksilmesi beklenen insanı hatırlatır. Önce görünür olma isteği ertelenmiştir; zamanla itiraz etme hakkı da daralmıştır. Bağın sürmesi, bir tarafın taleplerini giderek azaltmasına bağlı hâle gelmiştir.
Yeraltında Ereşkigal ve yedi Anuna yargıcı vardır. İnanna, ablasını tahtından kaldırıp kendisi oturur; ardından yargıçlar hüküm verir. İnanna öldürülür, bedeni bir kancaya asılır.
İnanna’nın tahta oturması, onun iktidar arzusunudur. Kendisine yapılanlarla kendi yaptıkları aynı hikâyededir. Parçaları birleştirirken insanın kendi payına bakması da burada başlar: Bir ilişkinin sürmesini isterken karşısındakinden ne talep etmiştir? Hangi gerçeği kendisi de konuşmanın dışında bırakmıştır?
Yeryüzünde ise İnanna’nın yardımcısı Ninşubur, onun dönmediğini görünce yardım arar. Enki’nin gönderdiği kurgarra ve kalaturra, acı çeken Ereşkigal’e karşılık verir; ardından İnanna’yı yeniden hayata döndürür.
Ninşubur, yokluğu fark eder ve o yokluk karşısında harekete geçer. Sessiz sevginin bir de böyle bir dili vardır. Yakınlığı gündelik övgülerle anlatmayan bir insan, zor zamanda yapılması gereken işi üstlenebilir. Sevdiği kişi kendisini göremiyorken de onun hayatını gözetir.
Ereşkigal’in acısı da işitilir. Bir yarayı konuşabilmek, önce o yaranın yaşandığını kabul etmeyi gerektirir. Sürekli küçümsenen bir acının sahibi, zamanla yaşadığını anlatabilmek için de mücadele etmek zorunda kalır.
İnanna’nın dönüşünün bir koşulu vardır: Yeraltına kendisinin yerini alacak biri verilmelidir. Dönüş yolunda eşi Dumuzi’yi görkemli giysiler içinde, tahtta otururken bulur ve onu yeraltı varlıklarına teslim eder.
Parçalar burada yeniden birleşir. Ninşubur’un yaptıklarıyla Dumuzi’nin görünümü, aynı yokluğun çevresinde yan yana durur. Sevginin söylenmiş olmasıyla yokluğa verilen karşılık arasındaki mesafe görünürleşir. Bir insanın zor zamanında ilişkisinin nasıl devam ettiği, bu karşılaşmanın bugüne bıraktığı sorudur. Beklenen ilgi gerçekten gösterilmiş midir? Yoksa yakınlık, her şey yolundayken sürdürülebilen bir alışkanlık olarak mı kalmıştır?
İnanna, Dumuzi için ağlar.
Yas, verilmiş kararın ardından sürer. Acı gerçekle sevgi aynı hayatın içinde kalabilir. Bir davranışı kabul edilemez bulmak, o insana duyulan yakınlığı hemen bitirmeyebilir. Verilmiş kararın ardından özlem sürebilir; özlem, kararın gerekçesini ortadan kaldırmaz. Birlikte yaşanmış güzel bir anının hatırlanması da yaşanan zararın üzerini örtmek zorunda değildir.
Venüs Akrep’in sürgün çiçeği, güzelliğiyle kendisine ayrılan yerin darlığını haklı çıkaramaz. Sevginin varlığı, onun hangi koşullarda yaşandığı sorusunu açık bırakır.
Parçalar bir araya geldiğinde bazen iki bilgi aynı anda elde kalır: Yaşanan yakınlık gerçektir ve o yakınlığa ayrılan hayat yetersizdir. İnsan, birini inkâr etmeden ötekinin sorumluluğunu alabilir.
Sürgün çiçeğin toprağa ihtiyacı vardır. Köklerine ayrılmayan yeri, sevildiğini duyarak dolduramaz.
Kaynaklar